Showing posts with label Anlamli yazilar. Show all posts
Showing posts with label Anlamli yazilar. Show all posts

Wednesday, February 24, 2010

ISTIKLAL MARSI VE MEHMET AKIF ERSOY


Mailime gelen bu anlamli yaziyi paylasmak istedim uzun ama lutfen okuyun gecekten cok duygulandim ne mutlu bizlere ne guzel bir nesilden geliyoruz.......


Ustad Mehmed akif 10 yili asan uzun bir ayriliktan sonra memlekete doner. (16 Haziran 1936). Gurbet illerinde sevgili yurdunun hicran ve hasreti onu yakip, kavurmustur. Cigerleri sismis, vucudu bir kulce kemik halinde kalmistir. Beyoglu'nda Misir Apartmani'nin los ve sakin bir odasinda son gunlerini yasiyordur. Sevdigi bazi arkadaslari kendisini ziyarete gelmislerdir. Millо Mucadele gunlerinden bahsedilirken, soz Istiklal Marsi'na intikal eder.Mars, milletin malidirIstiklal Marsi denince Ustad akif'in gozleri buyur ve parlar. Hastabakicinin yardimiyla dogrulur, anlatmaya baslar:"- Istiklal Marsi... O gunler ne samimо, ne heyecanli gunlerdi. O siir, milletin o gunku heyecaninin bir ifadesidir. Bin bir facia karsisinda bunalan ruhlarin, izdirablar icinde kurtulus dakikalarini bekledigi bir zamanda yazilan o mars, o gunlerin kiymetli bir hatirasidir. O siir bir daha yazilamaz... Onu kimse yazamaz... Onu ben de yazamam... Onu yazmak icin o gunleri gormek, o gunleri yasamak lazim. O siir artik benim degildir. O, milletin malidir. Benim millete karsi en kiymetli hediyem budur..."Bunu soylerken Ustad akif yorulur. Basi yastiga duser. O kemik kulcesi yavascacik itina ile yatagina uzatilir. Misafirler veda ederler. Ustad akif gozlerini kapayarak sakin, sessiz uyumaya baslar.Millо mars icin acilan musabakaIstiklal Marsi'nin yazilis seruveni soyle baslar:Maarif Vekaleti (Milli Egitim Bakanligi) memleketin butun sairlerini millо marsin yazilmasi icin davet eder. Bunun uzerine her taraftan guzel siirler gelmeye baslar. Sonunda 724 parca siir gelir. Bunlarin icinden bazilari secilerek basilip, butun Meclis azalarina dagitilir.Millо mars icin ayrica Vekaletce mukafat vaad olunur.Gelen siirler incelenir. Fakat hic biri istenilen olcude degildir. Buna karsin gosterdikleri hassasiyet ve duyarliliktan dolayi Maarif Vekili, Meclis kursusunden butun bu kiymetli sairleri takdir duygulariyla anar, onlara saygilarini sunar, tesekkur eder.Vekalet yazilan 724 parca siiri iftiharla, gogsu kabararak okumasina okur, fakat asil aradigi, istedigi siiri bulamamistir. Mucahedenin buyuklugu nisbetinde kuvvetli bir siir, gonulleri heyecana verecek heyecanli bir ses istenmektedir.Bu oyle bir siir olmalidir ki, gelecek nesillere, her zaman, o kutsal mucadeleyi ve buyuklugu terennum etsin... Kalbleri o heyecanla doldursun... Yurdun butun ufuklarini o heyecanla inletsin... Butun seslerin fevkinde yukselsin, yukselsin... Arsin kapilarina yapisarak haykirsin.Bu ses, "ezelden beri hur yasayan, kukremis sel gibi bendini cigneyip asan, daglari yirtan, enginlere sigmayip tasan, yurdun her tasi altinda kefensiz yatan, her zerre-i hakоnden suheda fiskiran bir milletin, iman dolu bir gogsun" sesi olmalidir.Bu ses, "al sancaklarda dalgalanan fazilet ve sehamet sahikalarindan butun bir cihana karsi: Hangi cilgin bana zincir vurabilir?" diye meydan okuyan; "Medeniyet denilen tek disi kalmis canavarin" hayasizca akinlarina karsi kukreyen bir ses olmalidir. Bu ses, elinden silahlari alinan, hurriyet ve istiklal icin disiyle tirnagiyla bogusan bir millete umidler verecek, onu yeise, bezginlige, yilginliga dusmekten uzaklastiracak, onune cennetler serecek, ona Hakk'in vaad ettigi buyuk gunlerin, buyuk zafer gunlerinin yakin, pek yakin oldugunu soyleyecek* er yurekli bir ses olmalidir.Buyuk saire muracaatBuyuk Millet Meclisi'nin Maarif Vekili Hamdullah Suphi Tanriover milletin hislerine, duygularina, izdiraplarina kimin tercuman olacagini, milletin marsinin kimin tarafindan yazilabilecegini biliyordur. Fakat ne care ki buyuk sair Mehmed akif, marsi yazana para verilecek, diye musabakaya istirak etmemistir.Maarif Vekili bunu sezer ve musabaka haricinde olmak, musabaka sartlarindan azade kalmak sartiyla sair Mehmed akif'e muracaat eder. Istiklal Marsi'nin, onun yuksek ve ilahо belagatli kalemiyle yazilmasini soyle rica eder:"Pek aziz ve muhterem efendim,Istiklal Marsi icin acilan musabakaya istirak buyurmamalarindaki sebebin izalesi icin pek cok tedbirler vardir. Zat-i ustadanelerinin matlub siiri vucuda getirmeleri maksadin husulu icin son care olarak kalmistir. Endisenizin icabettigi ne varsa hepsini yapariz. Memleketi bu muessir telkin ve teheyyuc vasitasindan mahrum birakmamanizi rica ve bu vesile ile en derin hurmet ve muhabbetlerimi arz ve tekrar eylerim efendim.5 Subat 1337 (1921) Umur-i Maarif Vekili Hamdullah SuphiBuyuk siirOnun uzerine Ustad Mehmed akif, Taceddin Dergahi'nin odasina kapanir, o gunku heyecanlardan ilham alarak "Istiklal Marsi"ni yazar. 17 Subat 1337/ 1921 Persembe sabahi "Kahraman Ordumuza" ithaf edilen bu muazzam siir, Mehmed akif'in basmuharriri oldugu Sebilurresad'in bas sahifesinde [Sebilurresad, XVIII/ 468, s. 305] yayinlanir.**"Ruhumun senden Ilahо sudur ancak emeli:Degmesin ma'bedimin gogsune na-mahrem eli;"**** Maarif Vekili Hamdullah Suphi Bey, Meclis'teki hitabesinde Ustad'i bu kelimelerle tavsif etmistir.Kaynakca:** Istiklal Marsi 21 Subat 1337 Pazartesi gunu de Kastamonu'daki Aciksoz gazetesinde nesrolundu. Mehmed akif bir nusha kendi eliyle yazip Aciksoz'e gondermistir.*** Genis bilgi icin bkz. Esref Edib, Mehmed akif- Hayati, Eserleri ve Yetmis Muharririn yazilari, Istanbul 1938. Beni rahmetle anarsin ya, isitsen, bir gun,Su sagir kubbede, haib, sesimin dindigini?Bu heyulaya da bir kerrecik olsun bak ki,Ebediyyen duyayim kabrime nur indigini.Mehmed akif1 Mart 1337/1921'de Maarif Vekili Hamdullah Suphi, Ustad Mehmed akif'in yazmis oldugu "Istiklal Marsi"ni Buyuk Millet Meclisi kursusunden okudugu zaman mebuslarin alkislarindan Meclis'in tavanlari sarsilir. Ruhlari heyecan kaplar, butun Meclis yekpare bir kalb halinde dalgalanir. Ustad akif ise mahcubiyetinden, basini kollarinin arasina sokarak, siranin ustune kapanir.Meclis'in heyecaniMeclis'in o gunku heyecani fevkaladedir. Mebuslarin hissiyati buyuk bir coskuya donusmustur. Herkes imaninin yukseldigini goruyordur. Al sancagin dalgalari gonulleri heyecandan heyecana surukluyordur. Milletin hurriyet ve istiklal yildizinin dunyalar durdukca parlayacagina butun gonuller imanla dolmustur. Vecd icinde titreyen butun kalbler tek bir kalb olarak, butun sesler bir ses olarak bagiriyordur:"Hakkidir, hur yasamis, bayragimin hurriyyet;Hakkidir, Hakk'a tapan, milletimin Istiklal."Mebuslarin heyecanli nutuklariMeclis'te heyecan artar. Bircok hatib kursuye cikar. Turk ordusunu tebcil eder. Besim Atalay:"Millet olarak azmimizi, irademizi dogru ve guzel bir sekilde kullandikca daima Allah'in bizimle oldugunu" belirtir... Ve gittikce cosar:"- Efendiler, der, bu millet buyuk bir denize benzer. Zaman zaman cosmus, etrafa dalgalar sacmis ve o dalgalar bir merkez teskil etmistir."Rasih Efendi:"- Efendiler, der, girdigimiz mucahedenin buyuklugu, mutarekeden beri milletin cektigi felaket ve dehseti, buna mukabil bugun gormekte oldugumuz hal, saadet-i hal, bendenizi bu kursuye cikarirken cumlenizin kalblerindeki duygulara tercuman olmak icin, su ayet-i celileyi okuyacagim:Esteоzu billah, "... Elhamdu lillahillezi heda'na lihaza ve ma kunna linehtediye lev la en hedanallah..." "... Bizi buna ulastiran Allah'a hamd olsun. Eger Allah bize hidayet vermeseydi, dogruya eremeyecektik..." (Kur'an, Araf: 7/43).Rasih Efendi, Avrupalilarin bize karsi olan zulumlerini anlatir; felaketli gunleri, bu mucadelenin bir iman mucadelesi oldugunu aciklar.Diger mebuslar da costukca cosar. Atesli nutuklar soyler. Ordu kumandanlarina, Mudafaa-i Hukuk cemiyetlerine tesekkurler edilir.Istiklal Marsi kursuden okunurOndan sonra - ufak bir muzakereyi muteakib - Maarif Vekili/Egitim Bakani kursuye cikarak buyuk heyecanla Istiklal Marsi'ni okur. Marsin her misrai, her kitasi surekli alkislarla karsilanir. Meclis'i buyuk bir heyecan kaplar. Abdulgafur Efendi dua eder, Buyuk Meclis en samimi duygularla bu duaya amin ceker.O gun Ustad Mehmed akif icin en muazzam bir gundur. Hayatinda bu kadar heyecanli bir gun gecirmedigini soyler.Marsin resmen kabul merasimiMeclis'in 12 Mart 1337/1921 ictimainda da Istiklal Marsi'nin resmen kabul merasimi yapilir.Bircok takrirler verilir. Nihayet "Butun Meclis'in ve halkin takdirlerini celbeden Mehmed akif Bey'in siirinin tercihan kabulunu teklif eden" Balikesir Mebusu Hasan Basri Bey'in (Cantay) takriri reye konularak kabul edilir. Onun uzerine mebuslar tarafindan "Milletin ruhuna tercuman olan ve Meclis'in kabuluyle resmо bir mahiyet alan Istiklal Marsi'nin ayakta dinlenmek uzere, Maarif Vekili Hamdullah Suphi tarafindan bir defa daha Meclis kursusunden okunmasi" teklif edilir. Butun vekiller ayaga kalkarak buyuk bir vecd ve heyecan icinde Istiklal Marsi okunup, dinlenir. 12 Mart 1337/1921 Cumartesi, saat 17. 45. Ustad akif heyecanindan, mahcubiyetinden Meclis'te duramaz, salona cikar.Ustad Mehmed akif'in buyukluguIstiklal Marsi icin tahsis edilen bes yuz lira mukafati Ustad kabul etmez. Bu durum o zaman cok kimselerce tuhaf gorulur. Aslinda o sirada maddi sikintisi da vardir. Yine de o bu ikramiyeden bahsedenlere cok kizar.Baytar Sefik de bir gun bu sebeple Ustad Mehmed akif'den fena bir azar yer.Ustad Ankara'da ceketle gezer. Paltosu yoktur. Pek soguk gunlerde Sefik'in yagmurlugunu odunc alarak giyer. Bir gun Sefik:"- akif Bey, su mukafati reddetmeyip de bir yagmurluk yahut bir palto alsaydiniz daha iyi olmaz miydi?"*Diyecek olur. akif Bey alabildigince hiddetlenir ve boyle soyledigi icin tam iki ay cok sevdigi Sefik Kolayli'yla konusmaz.**Bir sohbet sirasinda Esref Edib Bey, Ustad Mehmed akif Bey'e su soruyu yoneltir:"- Istiklal Marsi'ni nicin "Safahat"a koymadiniz? Bu soruya akif Bey'in cevabi soyle olur:"- Onu millete hediye ettim; artik o, milletindir. Benimle alakasi kesilmistir. Zaten o, milletin eseri, milletin malidir..."* "...Musabakaya 724 kisi istirak eder. Fakat bunlarin gonderdikleri siirlerin hic birisi begenilmez. Nihayet Maarif Vekaleti milletin hissiyatina tercuman olacak bu marsi akif'ten baska yazacak sair olmadigini gorerek Mehmed akif'e muracaat eder. Para ile mars yazilmasini dogru bulmadigi icin musabakaya istirak etmemistir. Koca akif verilen 500 lira mukafati kabul etmedigi zaman, sirtinda paltosu yoktu. Pek soguk gunlerde Baytar Sefik'in paltosunu odunc alarak giyer. Maarif Vekili bu mukafati almasini kendisinden rica ettigi zaman, cebinde biraz evvel arkadasindan odunc aldigi iki lira vardi... Zaferden sonra Istanbul'a dondugu zaman da cebinde boynu bukuk muhrunden baska bir sey yoktu..." Esref Edib, Inkilap Karsisinda akif- Fikret, Genclik Tancilar (Kurtulus Harbi'nin Iman Kaynagi Istiklal Marsi mi, Tarih-i Kadim mi?), Istanbul 1940, s. 12- 13.Kaynak: ** Esref Edib, Mehmed akif- Hayati, Eserleri ve Yetmis Muharririn Yazilari, Istanbul 1938.
__._,_.___

Saturday, May 9, 2009

ANNELER GUNUNUZ KUTLU OLSUN


KELIMELERLE ANLATILAMAYAN FEDAKARLIK VE KARSILIKSIZ SEVGIYI, TARIF ET DESEN BANA HERHALDE SADECE “ANNE” DERDIM..ANNELER GUNUN KUTLU OLSUN…
BIR GUNUMDE DEGIL HER GUNUMDESIN. HER GUN HER SANIYE BENIMLESIN. HER ZAMAN BANA DESTEK OLDUN. SEN BENIM ICIN COK OZELSIN. ANNELER GUNUN KUTLU OLSUN CANIM ANNECIGIM VE ANNECIGIM BU GUZEL GUL SIZIN ICIN SIZI COOOK SEVIYORUM

Saturday, April 18, 2009

YAŞAM İÇİN ÖNERİLER

Mailime gelen cok guzel bu onerileri sizlerle paylasmak istedim ustunede bu resimi ekledim benim icin herbiri ayri ayri ozel olan arkadaslarima ve canim aileme gonderiyorum, iyiki varsiniz umarim hersey gonlunuzce olur guzel paylasimlara.


-İnsanlara beklediklerinden daha çok şey ver ve bunu zevk alarak yap.
-Dinlediğin her şeye inanma, sahip olduğun her şeyi harcama ve istediğin kadar uyuma.
-'Seni seviyorum' dediğinde, cidden söyle.
-Üzgünüm dediğinde, o kişinin gözlerinin içine bak.
-Evlenmeden önce en az 6 ay nişanlı kal.
-Başkalarının düşleriyle asla alay etme.
-Anlaşmazlık durumlarında, dürüst ol.
-Kimseyi kırma, hakaret etme.
-İnsanları akrabalarına göre yargılama.
-Yavaş konuş, ama hızlı düşün.
-Anneni ara.
-Kaybettiğinde, ders al.
- Küçük bir anlaşmazlığın büyük bir arkadaşlığı bozmasına izin verme.
-Telefona cevap verirken gülümse.Seni arayan kişi bunu sesinden anlayacaktır.
-Biraz yalnız kal.
-Suskunluğun, bazen, en iyi yanıt olduğunu unutma.
-Allah`a güven ama arabanı kilitle. (Deveni bağla sonra tevekkül et).
- Evde sevgi dolu bir atmosfer önemlidir.Huzurlu ve uyumlu bir ortam yaratmak için elinden geleni yap.
-Geçmişte çok yaşama.
-Bildiklerini paylaş. Ölümsüzlüğü elde etmenin bir yoludur.
- Dua et. Duada, ölçülemeyecek bir güç saklıdır.·
-Sana sevgi gösterisinde bulunan birini engelleme.
-Başkalarının işine burnunu sokma.
-Çok para kazanıyorsan eğer, hayattayken, başkalarına yardım et. Bu, Şansın sana verebileceği en büyük tatmindir. Unutma, istediklerini elde edememek, bazen büyük bir şanstır.

Saturday, March 28, 2009

Sunday, February 1, 2009

HALIL IBRAHIM BEREKETI

Vaktiyle birbirini çok seven iki kardeş varmış.... Büyüğü Halil.... Küçüğü ise İbrâhim... Halil, evli çocuklu. İbrahim ise bekârmış... Ortak bir tarlaları varmış iki kardeşin... Ne mahsul çıkarsa, iki pay ederlermiş.. Bununla geçinip giderlermiş... Bir yıl, yine harman yapmışlar buğdayı. İkiye ayırmışlar.... İş kalmış taşımaya.... Halil, bir teklif yapmış : İbrahim kardeşim ; Ben gidip çuvalları getireyim. Sen buğdayı bekle. Peki abi demiş İbrahim... Ve Halil gitmiş çuval getirmeye... . O gidince, düşünmüş İbrahim: Abim evli, çocuklu. Daha çok buğday lazım onun evine Böyle demiş ve, Kendi payından bir miktar atmış onunkine... Az sonra Halil çıkagelmiş. Haydi İbrahim...! Demiş, önce sen doldur da taşı ambara. Peki abi...! İbrahim, kendi yığınından bir çuval doldurup düşer yola.. O gidince, Halil düşünür bu defa: Der ki: Çok şükür, ben evliyim, kurulu bir düzenim de var. Ama kardeşim bekâr. O daha çalışıp, para biriktirecek. Ev kurup evlenecek. Böyle düşünerek, Kendi payından atar onunkine birkaç kürek..... Velhasıl , biri gittiğinde, öbürü, kendi payından atar onunkine. Bu, böyle sürüp gider..... Ama birbirlerinden habersizdirler. Nihayet akşam olur. Karanlık basar. Görürler ki, bitmiyor buğdaylar. Hatta azalmıyor bile.... Hak teala bu hali çok beğenir. Buğdaylarına bir bereket verir, bir bereket verir ki ... Günlerce taşır iki kardeş , bitiremezler. Şaşarlar bu işe... Aksine çoğalır buğdayları. Dolar taşar ambarları. Bugün 'Bereket' denilince, bu kardeşler akla gelir. bu bereketin ad: HALİL İBRAHİM BEREKETİdir....
Umarim hayatta hep boyle guzel paylasimlarimiz olur......

Wednesday, July 30, 2008

Zengin Osmanlı mutfağının püf noktaları

“Kültür” başlığı altında değerlendirildiğinde başlangıcı 15. Yüzyıl olarak ele alınan Osmanlı Saray yemekleri ilk kez büyük bir organizasyonla Türkiye’nin ünlü otellerindeki şeflerin katılacağı yarışmayla tanıtılacak. Yarışma, dünyanın üç büyük mutfak kültüründen biri olan Osmanlı mutfağının günümüzde de bilinirliğinin artırılmasına katkı sağlayacak. “Osmanlı Saray Yemekleri Yarışması”nın ilki Amasya Valiliği’nin desteğiyle gastronomi yayıncılık grubu Food İn Life moderatörlüğünde Anadolu Halk Mutfağı Derneği’nin koordinatörlüğünde yapılacak.
İşte Osmanlı mutfağının püf noktaları ve padişahlara özel yemekler..
*Saray mutfaklarında sıradan halkın tükettiği bulgur yerine pirinç, bal- pekmez yerine şeker, esmer ekmek ve yufka yerine beyaz mayalı ekmek çeşitleri tüketilirdi.
*Osmanlı sofralarında su yerine şerbet ve hoşaf içilirdi.
*Koyun ve kuzu eti tercih edilirdi.
*Ekmeğe çok önem verilirdi. Has beyaz ekmek, en has beyaz ekmek, sıradan ekmek gibi çeşitlere ayrılıyor ve saraydaki hiyerarşik yapıya göre dağıtılırdı. Sultan en has ekmeği yerdi.
*En çok sevilen sebze patlıcandı. Ancak patlıcan da Anadolu'dan değil Çin'den gelen bir sebzeydi.
*Fasulye, patates, hindi, kakao, mısır, bazı kabak çeşitleri Amerika kıtasının keşfinden sonra, yani 15. yüzyıldan sonra Osmanlı mutfağına girdi.
*Bamyanın özel bir yeri vardı.
*Misk ve gül suyundan helva, keten helva, bademli helva gibi yedi-sekiz çeşit helva vardı.
*19 yüzyılda saray mutfağında et ve balık pişirilirken tarçın kullanılırdı.
*Koruksuyu (olmamış üzümün suyundan yapılır) mutfakların demirbaşıydı. *Tencere yemekleri koruk, limon suyu, nar ekşisi, ve tabii ki soğan ve çeşitli baharatlar ile tatlandırılırdı.
*Yemekler her zaman sadeyağ yani tuzsuz tereyağı ile pişirilirdi.
*Domates, 18. yüzyıl sonu Osmanlı mutfağına 'yabani' olarak girdi. Daha sonra aşılanarak bugün bildiğimiz domates haline geldi. İlk hali kiraz domates boyutlarındaydı. Domates yeşilken tüketilirdi. Dolması, çorbası, zeytinyağlısı yapılırdı. Kırmızıya döndüğünde de çöpe atılırdı.
*Şiş kebap bugünkü gibi demir şişte yapılmazdı. Şiş olarak defne dalı ya da patlıcan sapı kullanılırdı. Sıcaklıkla birlikte bunların aromaları ete geçer.
*Sultanın yemeğini önce çaşnigirbaşı, yani çeşni tadıcı tadar sonra padişah yerdi. Yemekler sahanda gelirdi.
*Bugün bizim bildiğimiz asma yaprağından sarmalar Osmanlı'da fındık kestanesi yaprağının sürgünlerinden, at kestanesi yaprağından, ayva yaprağından, fasulye yaprağından yapılırdı.
*Yemeğini yalnız yiyen Fatih Sultan Mehmet en çok karides, tavuk ve balık severdi. Fatih Sultan Mehmed için pişen yemeklerde en çok yumurta kullanılırdı. Örneğin, tavuk kızartmasında, özel lapa ve peynirli pidede en çok harcanan yumurtaydı. Fatih`in padişah sofrasında yenen etler koyun, tavuk, kaz, baş, paça ve işkembeydi. Sarayda en çok yenen sebzeler pırasa, lahana ve ıspanaktı.
*Sultan II. Abdülhamid'in en çok sevdiği yemek soğanlı yumurtaydı. Soğanlı yumurtayı kim iyi yaparsa o ödüllendirirdi. Soğanlı yumurtanın yapılması, pişirilmesi çok büyük bir marifet gerektirirdi. Soğanlı yumurtanın pişirilmesi üç buçuk saat sürerdi.
*Sultan Abdülhamit sade yemekleri severdi. En çok sevdiği yemek yoğurt ve çılbır (yoğurtlu yumurta) idi.

Sunday, January 20, 2008

MUTLULUGUN SIRRI


Ailesi ve kendisini seven hiç kimsesi olmayan bir yetim kızla ilgili çok güzel bir masal vardır. Kendini çok ama çok üzgün ve yalnız hissettiği bir gün, çayırda yürürken, bir çalıya küçük bir kelebeğin takıldığını görür. Kendini kurtarmak için çabaladıkça, dikenler onun narin bedenini daha çok hırpalar. Küçük yetim kız dikkatle kelebeği kurtarır. Uçup gitmek yerine, kelebek güzel bir periye dönüşür. Kız gözlerine inanamaz. Peri, kıza, "Senin eşsiz iyi kalpli davranışın için, sana bir dilek dileme hakkı veriyorum."der. Kız bir an düşünür, sonra "Mutlu olmak istiyorum." der. Peri "Peki" der, ona doğru eğilir ve kulağına fısıldar. Sonra da ortadan kaybolur. Kız büyüdüğü sürece, ondan daha mutlu kimse yoktur. Herkes ona mutluluğunun sırrını sorar. O ise gülümser ve "Sırrım, küçük bir kızken iyi kalpli bir periyi dinlemiş olmamdır."der. Yaşlanıp, ölüm döşeğine düştüğünde, komşuları etrafına toplanırlar. Sırrının da onunla birlikte yitip gitmesinden korkmaktadırlar. "Lütfen bize söyle" diye yalvarırlar. "İyi peri sana ne dedi?" Sevimli yaşlı kadın gülümser ve "Bana şöyle söyledi" der:"ne kadar güvende, ne kadar yaşlı ya da genç, zengin ya da fakir olursa olsun herkesin sana ihtiyacı var"

Monday, January 7, 2008

SEVGI SOFRASI

Bir gün sormuşlar ermişlerden birine: "Sevgininsadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında nefark vardır?" Bakın göstereyim demiş, ermiş.Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanlarıçağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsioturmuşlar yerlerine. Derken tabaklar içinde sıcakçorbalar gelmiş ve arkasından da derviş kaşıklarıdenilen bir metre boyunda kaşıklar. Ermiş ''Bukaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz" diye birde şart koymuş. Peki demişler ve içmeye teşebbüsetmişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden birtürlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına. Ensonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlarsofradan
.
Bunun üzerine şimdi demiş ermiş, sevgiyi gerçektenbilenleri çağıralım yemeğe. Yüzleri aydınlık, gözlerisevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar gelmiş oturmuşsofraya bu defa. "Buyurun" deyince, her biri uzunboylu kaşığını çorbaya daldırıp, sonra karşısındakikardeşine uzatarak içirmiş. Böylece her biri diğerinidoyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan.
İşte demiş ermiş: ''Kim ki gerçek sofrasında yalnızkendini görür ve doymayı düşünürse, o aç kalacaktır.ve kim kardeşini düşünür de doyurursa o da kardeşitarafından doyurulacaktır. Şüphesiz ve şunu daunutmayın, gerçek pazarında alan değil, verenkazançtadır daima.